
Bir elimin parmaklarını doldurmayacak hayallerimin birisinden daha vazgeçtim. Bir süredir dualarını ettiğim şey bugün gerçekleşmedi. Kardeşimin park halindeki arabasına kamyon çarptı. Kelebek etkisini ispatlarcasına geçmişte yaptığım ufacık, minnacık, çok basit bir olayın az önce akıl almaz bir pişmanlığa dönüşmesine şahit oldum. Midem yanıyor. Bir hafta yemek yemeden rutin bir şekilde yaşamımı sürdürebilecek durumdayım. Son 10 saat içinde gerçekleşen bu şeyler beni hiç tedirgin etmiyor. Yarın tatil. Tatil olmayıp, sıradan bir gün gibi zihnimin rutin şeylerle meşgul olacak olmasını dilerdim. Şuan saat 03:14 pencereden dışarı baktığımda ay ışığının sokaktaki karanlığı kırdığını görüyorum. Şuan dünyada kimbilir neler oluyor..?
|

Çiftlikte (AOÇ) bankta oturuyoruz. Yerde duygu sömürüsü konusunda kendisini aşmış bir kedi, etraf yeşillik, elimizde ayran, ekmek arası vesaire. Karşı banka da baba ve kız oturdu. ...Yazının devamı
|

Arabadayım. Hastaneden yani çıktım. Camdaki aralıktan Sela ezanının sesi girmeye çalışıyordu sabahın sekizinde. Kim bilir kimlerin içi yandı. Ben ise bir saat önce amca oldum. Ailem büyüyor artık. Ama sadece nüfus olarak değil. Hoş geldin bebek... Allah'ım sana sağlık versin, bu dünyaya yakışan biri olmanı nasip etsin...
|

Hani bazı deyimler vardır. Sürekli kullanırsın bu deyimleri ama niye böyle, neden böyle sebebini düşünmezsin ya hiç. Mesela geçenlerde, kaldırımda olan, araçların parklarını engellemek için kullanılan o mantar gibi şeylere "baba" dendiğini öğrendim. Işık beliriverdi kafamda. İskele babası dedikleri yoksa, Gemileri halatla bağlamak için kullanılan o mantarımsı şey yoksa baba, iskele falan. Hııı..! dedim kendim kendime...
Yine geçenlerde "Armut piş ağzıma düş" sözünü kullandım es kaza. Nasıl bir atasözü bu ya armut pişecek falan düşünürken, armut olgunlaşacak sonrada düşecek, olgunlaş-piş falan Hıııııı..! dedim kendime kendim.
Ayrıca "Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim" denizde falan yüzmek değil, kurbanın derisini yüzersin yüzersin kuyruğuna geldiğinde son anda deriyi ziyan edersinmiş meğersem. Hııı..! dedim kendim sonra kendime
Şu sıralar ise "Aynı tas aynı hamam"ı araştırıyorum. Bir de "İmamını da kıyarım hükümetini de" ne sinir bir tarz bu ya..! "Sevişmeden öpüşmeyelim, anlaşmadan da aman ölmeyelim" falan...
|

Bugün felaket sıkı bir çalışma planı hazırladım kendim kendime. Zira 4 ve 5 Temmuz artık benim için bu işin sonunun geldiği, belkide meslek hayatımda gireceğim son sınavlardan biri olduğu (ki inşallah verebilirsem derslerin tümünü), yılın en sıcak en güzel dönemini gezip eğlenenlere imrenerek eve kapanacağım ve de tamamlamak için verdiğim yıllarımın sonucu olacağı bir gün olacaktı... Peki n'olacaktı ondan sonra? Gelsin paralar, gelsin paralar... olmayacak tabi hiç bir zaman! Velhasıl yazımın esas mahiyet-i saik'ine dönecek olursam şimdiye kadar gitsin paralar, gitsin paralar diye tarafıma ait küçük bir servetin cebri münasebet suretiyle tağyir etmesinden ötürü TÜRMOB'a, TESMER'e, ASMMMO'ya te-şek-kür e-de-riiim...
|

Sadece ve sadece 5 tane kalmıştı..! Sakin olmalı, panik yapmamalıydım. O beş taneden en fazla nasıl haz duyabilirim? Bunu çok ince düşünmeliydim. Şekilsel ve boyutsal unsurlarını göze alarak küçükten büyüğe sıraladım. Finali güzel olmalıydı çünkü. Birincisinden dördüncüsüne kadar tükettim. Sonuncusu ise muhteşem görünüyordu. Son bir saat içinde yüzlercesini tükettim fakat bu sonuncusuna başka bir duyguyla bağlanmıştım... Çünkü bir dahaki operasyona kadar ağzımda en sonuncusunun tadı kalacak, onu hatırlayacaktım. Mühimmiyetini o an daha bir mutena kavramıştım. Çok ta uzatmamak lazımdı. Ani hareketle atıp, yavaşça devam etmeliydim. Öyle de yaptım. Ama keşke bir çekirdeğin acı çıkması gerekiyorsa bu en sonuncusu olmasaydı...
|

En son bu siteyi apansız bırakmıştı. Daha sonra iş güç sahibi olmuştu. Aradan 3-4 sene geçmişti. Sınavlara, kurslara girmiş, tatile gitmişti. Aşık olmuş, çeşitli maceralar yaşamış, işkenceler görmüş, iki defa işyerini, arabasını değiştirmişti. Aşk, meşk denemeleri bir türlü deneyememeleri olmuştu. Şimdi hiç bişey olmamış gibi blog yazmaya devam edecekmişti. Ama olsun herşeye rağmen yine buradaydı. hoşgelmişti...
|
Birazda görev zamanı. Yarın Antalya'daki birliğime teslim olacağım. Bu gece saat 12 ye biletimi de aldım. Kısmetse 6 ay kadar sonra görüşmek üzere. Hakkınızı helal edin... Kendinize çok iyi bakın...
|
Vakit geliyor. 12 Ağustos gibi yolcuyuz. Askeriz. Yaklaşık 4 yıllık işyerimle de dün vedalaştım. En az evim kadar benimseyebilmiştim.
Otobüste veya boş anlarımda hatta gece yatarken dahi beynimin bir köşesi hep iş planlarına ayrılmıştı. Hangi işlere öncelik vereceğim, yetişti yetişmeyecek, oldu mu olmadı mı hesapları beynimdeki o köşeyi hep meşgul ederdi. Galiba o köşenin boşalmasına bir süre alışamayacak gibiyiz.
Derdimi ve iş gücümü paylaşan, her konuda bana destek olan iş arkadaşlarıma tek tek teşekkür ediyorum... Kısa zamanda görüşmek üzere...
|
Biraz düzenli olarak seyrettiğim tv programlardan bahsedeyim. Çok fazla tv seyretmesem de. Maksat tavsiye olsun.
Southpark: Hafta da 20 dk (reklamlar la beraber) yayınlanmasına rağmen bir hafta boyunca beklediğime değen bi çizgi dizi. Pazar günleri Cnbc-e de imkanı yok kaçırmayacağım bir program. Şuan sezonu bittiği için Pazar’ları seyredemiyoruz. Tekrar bölümleri Cumartesi’leri 24:00 da başlıyormuş. 18 yaşından küçükler izlememesi gerekirmiş. Tavsiye olunur.
Maceracı: İşin içinde Anadolu varsa, Gözleme yapan teyzeler, zanaatçı amcalar, yeşillik, gezi varsa seyretmemek ayıp olur. Pazar/STV
Birde Erdal Özyağcıların oynadığı bir dizi var. Filmde sinirlendiği zaman yüzü resmen kıpkırmızı (domatesten de kırmızı) bir hal alıyor ki nasıl bir roldür, nasıl bir adamdır hastasıyım. Zaten bir bu adam, birde Şener Şen.
TRT2 deki belgesel programlarını gerçekten kaliteli buluyorum. Kültürel açıdan ülkemizden Anadolu manzaraları diyebiliriz.
|